| dungeon |
e-posta:
|
Sevgi Kelebeği Ben ve Küçük Oscar* * * Beni özlediniz mi anacığım?.. Şimdi reklamlar bitti, yüzüme su çarptım kendime de geldim. Son zamanlarda bloga gidip gelenleri oyaladığım düşüncesine kapılanlar olmuş "Bunlara gerenk yok'" aslında ama gergin gördüm bazılarını bana taş fırlattırıp durmasalar olmaz zaten. :)) Yok salona SIĞışamadınız mılar, sen bunu kendine SIĞdırdın mılar? Test de hazırlamış benden görüp zaten, soruların hepsi de yanlış. Kına yak sen de e mi? Zaten iki yazısında bir laf yiyorum kendisinden, şamar kızına döndüm burda.. :o))
Son eklediğim bulutlardan Türkiye haritası resminden ziyade yazdığım not kısmı ve benim kına yakmam daha çok ilgi çekmiş olmalı ki kına yakıp evlenen kişinin ben olduğumu sananlar bile olmuş gibi. Zaten bu aralar tam da sünnet-düğün zamanları, birinden birinin eş-dostunun düğünü oluyor her yanda. Benim de kız olup kuruyacağım yok elbet, vakti geldiğinde o da olur herhalde, şimdilik kalsın tabi. Hem ben oynuyorum böyle iyi. Daha daha oynamaya devam demekteyim.. Cuma gününün gecesinden 35'te başlayan kına gecesinin sonrasında cumartesi günü 09'da devam eden gün boyunca düğün telaşeleri ve fasılları geç vakitlere kadar sürdü. Ben bir yandan "Ne giyeceğim"in derdi içerisindeydim. Düğün benim düğünüm değildi tabi ama günlük tarz da gidilmez düğün alanına. Hem evlenen kuzen dayı oğlu, yakın akraba. Kolay değil, sade elbiseyle de bitmiyor, hadi elbisen var diyelim bu sefer ayakkabı sorun olur, çantasıydı, saçıydı başıydı derken dertler bitmek bilmez. Neyse iyi kötü her şeyi ayarladık nihayetinde, ben şıklık yarışına bile girebildim o rüküş halimle. :o) Görenler pek beğendiler halimi. Gazetecilerle köşe kapmaca oynamam sonucu çekilen resimlerimi yayınlatmıyorum bu arada onu da söyleyeyim. ;-P En çok oynayan listesinde başı çeken kişi ben olarak benden gayret alan ablam, kuzenler, hep beraber kurtlarımızı döktük, döktürdük salonun ortasına. Polisler geldi en son çifte tellilerle bitirdik düğünü giderken bile. "Darısı sizlerin başına" replikleri de gece sonuna kadar tekrarlandı durdu.. Nihayetinde kürkçü dükkanıma 35'ime döndüm. Bu aralar 35 - 09 arası gidip gelmelerim de sıklaşmaya başlamıştı, şimdi bahane bulup gidip gelmek de zor olacağa benziyor. Aman yahu benim de düşündüğüm şeye bak, bahane dediğin nedir ki?
Bu arada resimdeki "eşşek sıpası" da benim kediciğim oluyor. Uzun zamandır aklımdaydı bir resmini iliştirmek, resim çekebilme ihtimalim olmamıştı daha önce. Sonradan çektim çok oldu çekeli ama arada kaynadı. Neyse kısmet bugüneymiş. 6 Haziran günü sokakta kapının önünde görüp sahiplendiğim bir yavru kedicikti ben onu alıp eve getirdiğimde. Şimdi hızla büyüyor eşşek. Kendisiyle yaklaşık 1 buçuk ayı aşkın süredir birlikte yaşamaktayız. Hatta bir keresinde 09'a giderken onu da götürmüştüm yanımda iki hafta misafir olmuştuk. Bu sefer onu yanıma alamadım tabi iki gün boyu evde yalnız bırakmak durumunda kaldım ama döndüğümde turp gibiydi maşallah. Tek farkla karnı acıkmış sıpanın. Bir de özlemiş tabi beni.. Şimdi ondan habersiz resmini teşhir ediyorum burda. Hahaha. Meşhur da yaparım ben onu. İleride dizilerde oynamasını da isteyebilirim. Çok akıllı bir kedi o. Nazar değdirmeyin Küçük Oscar'ıma "maşallah" desin herkes. :o) Hem ben o kadar kedi resimlerini ne bileyim işte kedilerle ilgili kişilik testlerini boşuna koymadım herhalde. Açıklamama izin verilebilirdi gibi. Eheheh.. 24/7/2006 - yorum {31} - yorum yazAbhorrence & Dungeon Gururla Sunar* * * Pek sayın moderatörüm Abhorrence ile msn'de yaptığımız bir "mini" söyleşiyi aynen aktarıyorum efendim.. Başlıktan da anlayabileceğiniz gibi ortak bir yapımdır. Röportaj furyasına biz de katılalım, "Bizim ne eksiğimiz var?" dedik. İşte o "mini" söyleşi.. .... Abhorrence Öhö öhö.. dungeon iyi günler... “Neden blog?” diye başlayalım istersen "Çok klasik ama ben klasik soruları severim" diye sorardım fakat bu Hussoloji’nin bir sorusu o sebeple bende “Neden blogcu?” diye başlıyayım diyorum. dungeon: Öhöm öhöm.. İyi geceler demeliydin aslında ama..:o) Neyse önemli değil, evet neden mi blog?.. Bir gün her gün gibi tesadüfen nette gezinirken blogcu.com sitesiyle karşılaştım ve dedim ki “Neden benim de bir blogum olmasın?” sonra başladım blog yazmaya.. Abhorrence Ne kadar güzel açıkladın ziyaretçi arkadaşlarımız aydınlandılar sağolasın.. Neyse diğer klasik ama bir o kadarda okuyucu arkadaşların beklediği bir soruya geçelim. Neden DUNGEON, yanlış anlama ben pek merak etmedim de başka meraklı arkadaşlar olabilir diye soruyorum. dungeon: Evet, benim amacım da bu oldu herkes aydınlansın lütfen (ışıkları yakalım) soğuk bir espri de yapayım. Neden mi DUNGEON, dungeon bir eğlence mekanının ismi ben de bu ismi çok sevdim, sahiplendim adeta. Blog ismim de “Neden dungeon olmasın ki?” dedim hep soru sordum ben de. Türkçesi “zindan” demek oluyor bu arada, hem ingilizce kelime hazinelerine de bir nevi katkı sağlamak istedim. Abhorrence: Gerçekten birçok blogcu arkadaşın ufaklığından beri merak ettiği sorunu çözdün tekrar teşekürler... Ayrıca düşünceli halin beni duygulandırdı... Peki birşey dikkati mi çekti, röportaj yaptığımız sırada Hussoloji nick’li arkadaşın devamlı suretle msnini açıp kapaması size karşı yapılmış ve dikkatinizi dağıtmaya çalışan bir hadise olabilir mi? dungeon: Ben meşgule ayarladığım için o kısmı görmedim, pek tabii olabilir de olmayabilir de.. Şimdi eğer Hussoloji’nin bir kastı varsa şayet ben de görebilirim çünkü şu an çevrim içindeyim. Abhorrence: Bu politik konuşmalarınız ileride politikaya atılacağınız manasına geliyor olabilir mi? Çünkü İzmir buluşmaları tertip etmeniz ve İzmirli blogcuların ailelerine kadar herkesle tanışmanız "Bu kız ilerde İzmir’e belediye başkanı olacak oy topluyor" söylentilerine neden oluyor. dungeon: Şahsen böyle bir düşünceyle başlamadım ancak ilerleyen aşamalarda teklifleri değerlendirebilirim neden olmasın? :o) Forumda da “moderatör abla” olarak bu görevin üstesinden gelebilirim diye düşünüyorum, dünyayı kurtarmaya da karar verebilirim pek tabii.. :P Abhorrence: Peki teklif gelirse “Dünyayı kurtaran adamın kız kardeşi”ni oynarım demişsiniz bir gazetede bu cevabınızdan bu haberin doğru olabileceğini düşünen blogcularımız olabilir ne diyorsunuz? dungeon: Elbette, ben “Dünyayı kurtaran kız” da olabilirim bu da olabilir, olmaz diye birşey yok.. Kızkardeşini de oynayabilirim gazeteciler doğru yazmışlar, peki kim bu gazeteciler? :P Abhorrence: İsterseniz tekrar klasik sorulara dönelim... Blogcu.com da üye sayısı aldı başını gidiyor sizce bu durum Türkçe blogun gelişmesine katkı sağlıyor mu? dungeon: Bu konudaki kişisel fikrim (klasik bir kalıp oldu siz de kusura bakmayın) bana kalırsa gerçekten iyi işler çıkaran blogların aralardan seçilip tercih edilmesini ve değerlerinin bilinmesini sağlıyor. Gelişmek ve örnek almak bakımından bence bu güzel birşey, tabi yeni bloglar iyi yönde kullanıldığı takdirde.. Abhorrence: Sizin blogunuza dönersek blogunuza ilk yazdığınız yazı ile son yazdığınız yazı arasında sürüp giden zamanda sizde neler değişti ( felsefik bir soru oldu ama artık siz olaya klasik soru şeklinde yaklaşın ) dungeon: “Neler değişmedi ki?” diye bir soru sorabilirim tekrar, ilk başlarda beğendiğim yazıları daha çok eğlenceli konuları bulup ekliyordum, sonra blogu biraz daha kişisel bir hale getirdim ve artık eklediğim her yazıda alıntı bile olsa benden birşeyler var, yaptığım yorumlarda da özellikle bunu yansıtabildiğimi düşünüyorum. Abhorrence: Yani gerçekblogcu(!) olma yolunda emin adımlarla ilerliorsunuz diyebilir miyiz ? dungeon: Kanayan bir yara haline geldi bu gerçek blogculuk, şahsen böyle bir sıfatı ben kabul etmiyorum.. Bir zümreye ya da bir kuruluşa da hizmet etmiyorum, ben kafamı dağıtıyorum hepsi bu.. İlerleyebilirim de yerimde de sayabilirim bu yalnızca beni bağlar. Tamamen alıntı yaparak da devam edebilirim benim için sorun değil kısacası..:) Abhorrence: İsterseniz yarayı daha fazla deşmeden blogcu foruma gelelim biliyoruz ki forumda mod'luk görevini yerine getirmeye çalışıyorsunuz... ben mod’um ''Modum mu oturturum'' gibi bir düşünceniz var mı? dungeon: Ha ha haa :)) Bazen ben de öyle algılanıyorum sanırım.. Cevaplarıma alınanlar da oluyor, tartışmak isteyenler de.. Böyle düşüncelerim hiç olmaz, bir çıkarım da yok ayrıca mod. olduğum için. Bunu anlatamıyoruz sanırım. Alınan ve tepkimeye giren reaksiyon veren arkadaşların tamamen kendi hüsn-ü kuruntuları bunlar. Abhorrence: Peki efendim çokca msn'de nickinizin yanında DONDURMA kelimesini görüyoruz. Söylentilere göre bir blogcuya dondurma almadığınızdan vicdan azabı çektiğiniz ve kendinizi rahatlatmak için dondurma kelimesini her yere yazdığınız söyleniyor bu konuda ne diyorsunuz? dungeon: Söylenti bunlar desem de "Her söylentinin bir gerçeklik payı vardır elbet" :) Bu dondurma mevzusu da kanayan bir yara haline gelecek yakında. Evet efendim bir blogcuya dondurma ısmarlama sözü verdim ve sözümü tutamadım, ben de o kelimeyi msn'de kişisel ileti kısmına yazarak rahatladım, bunları diyorum. Abhorrence: Bu size vicdan azabı çektiren blogcunun nickini öğrenebilir miyiz? dungeon: Nicki bende kalsın. :P Abhorrence: Bu durum karşısında blogcu arkadaşların kafasında acaba ben miyim? Acaba o mu? Şeklinde soruların oluşacağı ve bunun dedikoduya sebep olabileceği sizi korkutmuyor mu? dungeon: Sanırım o kişi kendini belli edecektir. Pek korkmuyorum aslında. Bu kişi sen de olabilirsin bir başkası da değil mi ama? İstersen sen olduğunu açıklayayım. :)) Abhorrence: Bu gerçekten benim için süpriz oldu... Vicdan azabı çekmenize gerek yok limonlu bir kilo dondurma vicdan azabınızı bir nebze hafifletebilir düşüncesindeyim. dungeon: Sürpriz ama gerçek bunu sen de biliyorsun. Bu arada araya kara kedi girdi afedersin, ona dondurma yedirmekle meşgulüm bir yandan. Şimdi de klavyeye müdahale ediyor kendisi.. Limonlu dondurma stoklarda kalmadı, vanilyalı kakaolu dondurma istersen gönderebilirim. Böylece vicdanım azap da çekmemiş olur daha fazla. Abhorrence: Kediye bile dondurma alıp bana dondurma almayışınız ve bunu stoklarımızda limonlu dondurma kalmadı şeklinde sudan bir bahane uydurarak yapmanız gerçekten beni kırdı... Duygularıma hakim olamayıp ağlayasım geldi. En son Hussoloji’nin “Birlikte dergi yapalım” diyerek tek başına dergi çıkarması beni bu kadar üzmüştü.. dungeon: :)))) Evet stoklarda kediye özel onun da yiyebileceği türden dondurmaların bulunması sizi kırmış olsa da durum böyle ne yazık ki. Hussoloji’nin tek başına çıkardığı dergi beni de üzmüştü çünkü aynı şeyleri bana da söylemişti, sonradan haberim oldu benim de.. :)) Neyse istersen göndereyim vanilyalı kakaolu dondurmanı? Abhorrence: Valla artık “Abhorrence umduğunu değil bulduğu dondurmayı yer” deyip yiyeceğiz napalım, peki vanilyası biraz fazla olsun. dungeon: Tamam vanilyası fazla olanından yolluyorum kakaonun fazlasını da kedi yesin.. :P Abhorrence: Kedi ile beni aynı kefeye koymuş olmanız da ayrı bir alınma sebebidir... Alıngan bir röportajcıyım ben, gerçek blogcu olamadığımda da böyle alınmıştım. :)) dungeon: :) Neyse istersen şu kanayan dondurma mevzusunu da gerçek blogcuları da bir kenara bırakalım nerde kalmıştık?.. Abhorrence: Evet, neyse bırakalım bu mevzuyu... Blogcu milleti arasında son zamanlarda yayılan diğer bir dedikodu hakkında konuşalım sizden gerçekleri öğrenmek istiyorum... Annenizin www.blogcu.com/dungeonunguccuklugu isimli bir blog açtığı ve güccüklük resimlerinizi yayınladığı doğru mu? dungeon: Külliyen yalan bunlar, kim uyduruyor bu haberleri? :) Abhorrence: Beynimizden gene koca bir soru işaretini kaldırdığınız için size tekrar teşekür ederim... Bana dungeon blogunu tanımlayın desem, blogunuzu nasıl tanımlarsınız? dungeon: Kaç kelimeyle? (klasik bir soru oldu ama) Abhorrence: Valla mümkünse kısa olsun biliyorsunuz zaten bu röportajı buraya kadar okuyan insan sayısı azdır hazır okuyanları da kaybetmiyelim uzatıp.. dungeon: Peki, benim bir sloganım var onu söyleyerek son sözlerimden birini söyleyeyim: DUNGEON - Can sıkıntısına iyi gelir :o) bu da meşhur surat ifademdir ekleyeyim. Abhorrence: Son olarak sizin bu röportaj kılıklı şeye eklemek istediğiniz var mı ? ( bu soruyuda hüsodan çaldım ) dungeon: Ben ekleyeceğimi ekledim, eklenmek istenenleri zaman gösterecek ben daha da birşey demiyorum efendim.. Abhorrence: Allah razı olsun zaten bu röportaj daha bir eki de kaldıramazdı... Bu güzel röportaj için teşekkürler. THE END. dungeon: Lütfen Türkçe, Türkçe.. :)) SON diyelim. Abhorrence: SON. ... Bu arada röportajı sonuna kadar ve dikkatle okuyanlar daha sonra sorulacak olan soruları bilirlerse ödüllendirileceklerdir, bunu da ekleyeyim dedim.. Yani dikkatli okuyun, ilgi çekmek ve ilginç olmak için söylemiyorum.. Hehehee.. 11/7/2006 - yorum {36} - yorum yazMezuniyet Balosu ya da Mezuniyet Gecesi İşte Her Neyse..* * * "Yeni yazı nerde?" diye soran arkadaşlarım için özellikle böyle bir yazı ekleyeyim dedim.. :o) Geçiştiriyorum bu aralar farkındayım, orjinal olamıyorum her kişi gibi bir gün karikatür, bir gün şarkı sözü ne yapalım.. Burası da böyle bir blog, ben de biraz tepkimi vermiş olayım.. ;))
Pazar gecesi Ege Palas'ta düzenlenen mezuniyet balosuna davetliydim, davetiyeyi alan baloya davetli oluyor da o bakımdan.. :) Bizim bölümün (bkz. profilim) mevcudu da mezun olanların sayısı da az olduğu için "mezuniyet balosu" denilen okul bitimi eğlencesi bu sene de olmamıştı her sene olduğu gibi.. Ben de Ege Matematik ve Biyoloji bölümlerinin ortaklaşa düzenlediği mezuniyet gecesine katılayım dedim, Matematik bölümünden kankimin de ısrarıyla.. Teleferik çıkarması ve Sezen Aksu Konseri'ne de hep birlikte gitmiştik, birkaç kişi farklıydı sadece.. Benim için biraz da herhangi bir eğlence mekanına gitmek gibi birşey oldu bu dönem mezun olamamamın da etkisiyle.. Üstelik yaz okuluna da geliyorum, okul daha bitmedi. Hiç de üzülmüyorum aslında şekillerde de görüldüğü üzere, hem öğrenci olmanın keyfini çıkarayım biraz da değil mi ama.. :P
Herhalde o gece orada en az heyecanlı olan kişi bendim.. Dedim ya eğlenmeye gider gibi katıldım davete.. Balo Saat 20:00 - 01:30 saatleri arasıydı, biz sonuna kadar kaldık. Organizatör de eniştemiz olunca öyle icap etti.. Herkes çok şıktı, saçlar başlar, oldukça iddialı kıyafetler giyenler de vardı. Biz gene iyiydik, abartmaya gerek yoktu o kadar.
Bunlar da masada otururken balonun ilk saatleri.. Nereye bakacağımı tutturamamışım ilk pozda, flaşlar her yerden patladığı için.. :))) İkincisinde doğru tarafa bakabilmişim artık.. :o)
Önce klasik müzik çaldı keman eşliğinde "Those Were The Days" türünden müzikleri yemek eşliğinde dinlemek çok hoştu.. Sonra verilen arada çalan müziklerle hareketlenmeye başladı ortalık birden sahne doldu taştı.. Tekrar klasik müzik yapmaya geldiler sonra ama nafile, herkes kurtlarını dökmeye gelmiş bir kere. Kimsenin oturmaya pek niyeti yoktu.. Oturmaya mı gelmiştik zaten.. :))
Yandakiler gibi gecenin 3/4'ünde sanırım biz sahnede oynamakla meşguldük.. Salonda 200 kişi olduğu söyleniyor, daha bile fazla olma ihtimali var hocalarla birlikte.. Pist de dar geldi o kadar kişiye.. Bir ara sadece hocalar kaplamıştı ortalığı ilk başlarda ona epey gülmüştük.. Biz de kenarlarda falan oynadık.. Geç vakitlere doğru kalabalık azalınca meydan bize kaldı rahat rahat döktük kurtlarımızı.. Canlı müzik geç saatlere kadar devam etti, sonra bilgisayardan müzik devam etti.. Top 10 listemizde aşağıdaki türden şarkılar yer alıyordu:
1 ) Sezen Aksu - İkili Delilik 6 ) Nil Karaibrahimgil - Pırlanta 2 ) Hande Yener - Kelepçe 7 ) İsmail YK - Bombabomba.com 3 ) Gülşen - Ya Tutarsa 8 ) Hadise - Stir Me Up 4 ) Serdar Ortaç - Dansöz 9 ) Murat Başaran - Nankör 5 ) Zeynep Dizdar - İlle de 10 ) Tuba Özerk - Lo lo lo
Listeye bakıp hizaya gelinirdi ama göbek atmak ancak bu müziklerle mümkün olabiliyor şu sıralar.. Bunlar da sadece 10 tanesi tabi.. Yabancı olanları ise yazmadım, seçimleri berbattı zaten.. Türkçe ağırlıklı olması daha iyi oldu, artık tahmin edin ne kadar hoplayıp zıpladığımızı.. Salondaki abartısız herkes çılgınlar gibiydi, ayakkabılar çıkarıldı, halaylar çekildi.. Biz ayakkabıları atacak kadar abartmadık ama iyi de oynadık, halayımızı da çektik.. Gecenin hakkını verdik sonuç olarak...
İşte böyle.. :o) ... 14/6/2006 - yorum {40} - yorum yaz
|
|