| dungeon |
e-posta:
|
Gün, Ay İsimleri Nereden Geliyor?* * * Yazı eklemeyeli günler hatta aylar olunca ben de böyle bir yazıyla dönüş yapayım dedim. Hep merak etmişimdir nereden geliyor bu gün, ay isimleri. Hemen araştırdım, kafamı kurcalayan bu sorunu bir an önce çözmek zorundaydım... Biliyorsunuz veya bilmiyorsunuz, iş hayatına girdim gireli pek çok alışkanlıklarımdan uzak kaldım. Yerlerine yenilerini eklemedim değil, olsun msn'yi de bıraktım facebook'u da ama eskiyi de unutmadım! Buralara sık sık uğrayıp ıvır zıvır yazılar ekleyip gevezelik yapmayı özledim doğrusu. Eski zararlı alışkanlıklarım aklıma geliyor sonra. Ara ara uğrayıp bırakılan yorumları okuduğum sıralarda bu özlemim kat kat arttı ve daha fazla ayrı kalamadım. Neyse lafın kısası, ben gene alıştığınız tarzda hayatın ilginçliklerini, eğlenceli yönlerini, kafa dağıtmak sebebiyle arz etmeye devam edeyim de, arayı daha fazla açmamış olayım... Ne de olsa "Blog insanın kendi kendine eğlenebilmesidir." Bu da bir dungeon atasözü olsun. ...
Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler. Yek, du, se, cihar, penç, şeş. Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi 'heft' dir (veya hefte). Yedi günlük 'hafta' ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe'de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?
Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayınınki ise Arapça. İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım:
... Dikkat ederseniz yazıda bazı eksiklikler var. Bunun anlamı Süryanice olanları mesela araştır - gel oluyor. Ona da bakarız bir ara... 29/1/2008 - yorum {12} - yorum yazSusam Sokağı Jenerik Müziği, Edi ile Büdü ve diğerleri* * *
"Gün güneşli, insanlar neşeli Sen de gel oyna, Susam Sokağı'nda Dostluk ve sevgi sarıyor her yeri
Sev dünyayı, açılır her kapı Sev dünyayı, açılır her kapı ...
Ah, ah.. Yarayı deşmek benim yaptığım ama yazacağım işte. Siz de bakın kendi çarenize... Ne güzeldi Susam Sokağı'nı seyrettiğimiz zamanlar, dizilirdik televizyonun önüne. Şemsiyeleri döndürüp SUSAM SOKAĞI yazdıran o çocuklardan biri olmak isterdim ben, sonra o at ne alakaydı ama koştururdu işte... Çocuklar da koştururdu, Kırpık sepetin içinde hep. Minik Kuş gene çocukları eğlendiriyor.
Bu sadece jenerik müziği tabi, daha neler vardı neler...
Kurabiye Canavarı'na bayılırdım, ona özenip az mı kurabiye dökmedik yerlere, her yere. Döke saça yerdi, aslında yediğini sanırdı o kurabiyeleri, ziyan olurdu hepsi. Manyaktı o. :))
Edi ile Büdü, işte durayım burda. "Hastasıyım" denir ya, özellikle Edi'ye bayılırdım, ikisi de komiklerdi çok. Türkçe bölümlerini henüz eklememişler bir yere, olsa da izlesek yine.
Bu da çok komik bölümlerden biri, arada geçen diyalogları biraz özetleyerek çevireyim...
Edi gecenin bir vakti elinde kurabiye tabağıyla yatağına oturur ve ağzını şapırdata şapırdata kurabiyeleri yemeye başlar. Büdü Edi'nin sesinden rahatsız olarak uyanır ve ona ne yaptığını sorar. (Olaylar gelişir...) Büdü: O kurabiyelerle yatakta ne yapıyorsun Edi? Edi: Karnım acıktı, ben de birşeyler yemek istedim. Büdü: Edi, yatağındayken kurabiye yememelisin. Edi: Neden? Büdü: Yersen çarşafına kırıntı dökülür ve kırıntılar pijamandan içeri girer. Edi: Sahi mi? Büdü: Kırıntılar pijamandan içeri girerse de kaşıntı olursun. Edi: Kaşıntı olmak istemiyorum... Büdü: Kaşıntı olursan uyuyamazsın, bu yüzden yatağında kurabiye yememelisin. Edi Büdü'nün söylediklerini sırasıyla tekrarlar. Onu haklı bulur ve teşekkür edip Büdü'nün yanına doğru ilerlerken ekler: "Bir daha asla yatağımda kurabiye yemeyeceğim." Büdü iyi, (aman) ne güzel ve iyi geceler dedikten sonra Edi Büdü'nün yatağına oturur. Büdü: Edi, ne yapıyorsun? Edi: Senin yatağında kurabiye yiyorum Büdü. Büdü artık kafasını duvarlara mı vurmalıydı, yastıkla yetiniyor garibim.
Zaten Büdü o birleşik kaşlarından olsa gerek hep talihsizleri oynardı, sanki... :)))
Hatta "Arada kaldım"dan bahsedecektim, "aradaaa kaaaldııım, tam arada..." diye giderdi bu. Onu da sonra anlatırım.
"Hepsi benim!" (Benim hiç yok...)
"En sevdiğim sayı altıııı..." ... (İsterseniz benim yerime siz anlatın) :)
Şimdi düşündüm de ne kadar şanslıymışız, Susam Sokağı'nı izleyerek büyüyen bizler; ve şimdiki nesil ne kadar şanssız, böyle elle tutulur, günü gününe izleyebilecekleri, hem eğitici hem eğlenceli, hem komik, hem öğretici olmayı başarabilen bir programları bile yok.
Sabah programlarında kavga ve gürültüyü izleyebilirler ancak. Akşamları da boş televizyon kanallarının "sıçık" magazinel haber bültenlerini. ...
İstek: Buradan TRT yetkilerine sesleniyorum, (belki sesimi duymuyorsunuz ama ben gene de sesleniyorum) Susam Sokağı'mızı geri verin, yeni bölümleri çekmiyorsanız bile eskilerini izletin, izlettirin. Biliyorum artık eskisi gibi olmaz fakat "özledik", "çok özledik"... 6/3/2007 - yorum {13} - yorum yazGüle Güle Babaanne, Kendine İyi Bak..* * * 8 Aralık Cuma '06.. Bir telefon, O'nun evinden. Arayan babam. Bir haber.. Tahmin etmek kolay, inanmak zor. Sonra gerçek.. Kötü bir şaka olmalı. Neden şimdi hem nasıl olur? Sapasağlamdı, hiçbir şeyi yoktu.. Metin ol, ağlamayı bırak.. Ağlama bak! Hepimizin gideceği yer orası. Bu dünyanın düzeni böyle kurulmuş.. Başarılı olamadım. Ağladım, gözyaşlarıma engel olamadım.. Otobüse bindim, yola çıktım..
"Giden gelmiyor, geri dönmüyor oyunun sonunda.." Yolun sonu, sonun başlangıcıydı artık O'nun için. Yoktu, geri dönmeyecek, O'nu bir daha göremeyecektim. Son bir kez sarılamadım, elini öpemedim.. Her ölüm erken ölümmüş, ben bunu bilemedim.. Kalabalıktı, herkes ordaydı ve O'nun bedeni.. Ruhunu çoktan teslim etmiş, cansız bedeni öylece yatıyordu.. Yüzüne baktım son kez, hatta dokundum. Tepki vermedi.. Biliyorum tepki vermeyen sadece bedeni, aslında O bizi görüyor.. Öyle olmalı..
9 Aralık Cumartesi '06.. Toprağa verdik seni. "..Şadiye Teyze'mizin ruhuna.." dedi okuyan hoca. Gözlerim doldu bak yine. İzin vermediler ben de bir kürek atayım. "Sen kadınsın mezarlıkta ne işin var?" der gibi bakışlar.. Biraz geri çekildim, adamları izledim. Kefenin içindesin, tahtalarla kapattılar üstünü sonra toprak.. Yükseldi, yükseldi.. Artık inanmaya başlar gibiyim geri dönmeyeceğine.. Bedenin toprağın altında, seni göremem, sana dokunamam. Toprak oldun.. Dünya'da yok'sun artık, belki de varsın. Bilmediğimiz bir yerdesin..
"Ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı.." Herkes burada, seni tanıyanlar, sevenler. Bir tek sen yoksun. Gözlerim seni arıyor, sanki içerdeymişsin gibi, belki mutfaktasın ya da taraçada.. Sen de burdasın biliyorum, birazdan geleceksin yanımıza.. Yeni badana yaptırdığın tertemiz duvarlara bakıyoruz, bayramda anlatmıştın hani. Sonra o eski koltuklar, içine göçüktü, yeni koltuk takımlarında oturuyoruz şimdi. Kalabalık, sen de aramızdaymışsın gibi yüzler, tanıdık geliyor herkes.. Aradım, aradım, baktım boş gözlerle. Bulamadım, kendi evinde, tek başına yaşadığı yerde. Şimdi bir sürü insan evine geliyor gidiyor. Yakında hiç kimse kalmayacak buralarda..
10 Aralık Pazar '06.. Yavaş yavaş alışıyor muyduk yokluğuna?.. Yoksa kendimizi mi kandırıyoruz.. Ara sıra gülüyorum, sonra tekrar donuklaşıyorum ben, değişken haldeyim. Kendimi suçlu hissetmeli miyim? Kalabalık dağılmış değil, hem böylesi daha iyi. Dost sohbetler, anılar, gözümün önünde canlanıyor hepsi birer birer.. Yemekler yapıp getiriyorlar eve, dayanışmanın en güzel örneği bunlar. Ne güzel geleneklermiz var bizim, hele böyle günlerde.. Bizden sonra da böyle devam edecek, böyle devam etmeli, aşılayalım bizden sonrakilere bunları.. Hayat devam ediyor..
"Dönülmez akşamın ufkundayız.. Vakit çok geç.. Bu son fasıldır ey ömrüm.. Nasıl geçersen geç.." Eskisi gibi gülüp eğlenebilecek miyiz, kahkahalar atabilecek miyiz artık? Alışırsın diyorlar, şimdi ne de zor geliyor.. Belki zaman, zamana ihtiyaç var.. Bazı şeyleri önceden görmek zor. Bunu yaşayanları görüp karar veriyorum o an. O'nunla ilgili her şeyde, içimiz bir parça buruk kalacak.. Ağlasak da geri gelmez artık, dua etmekten başka yapacak birşey yok, ölenle ölünmüyor. Her şey güzel oldu, ölmeden önce de öldükten sonra da.. Kimseye yük olmadı, güzel yaşadı, güzel günler gördük beraber.. Sonu buymuş.. Nur içinde yat benim güzel babannem.. Seni özleyeceğim, kendine iyi bak........... ... 11/12/2006 - yorum {44} - yorum yaz
|
|