| dungeon |
e-posta:
|
Balon hikayesi
... Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını gizliyemiyordu. -Baloncu amca, dedi. Biliyormusun benim hiç balonum olmadı. Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra: -Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle. -Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak. -Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim. Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı. Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı. Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken, baloncu ona doğru dönerek: -Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o? Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra: -Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al. Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı. Kaldırım kenarına oturup baloncunun uzaklaşmasını bekledikten sonra, dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak: -Olsun", diye mırıldandı. Olsun. Ağacın üzerinde kalsa da, bir balonum var ya artık.. ***
Ben baloncuya çok kızdım.. Bir balonu kıskanmış.. Balon bu yahu insan bi tanesini "Al bu da senin" diye verir.. Çocuk o kadar tırmanmış ağaca kurtarmış diğer balonlarını.. Hikayeyi değiştirip yeniden yazacaktım neredeyse.. Vicdansız baloncu.. Çocuk gene de balonu olduğuna seviniyor ağacın üzerinde bile kalsa.. Vermek istedikleri mesaj da bu olmuş zaten.. Demek ki bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım her istediğimizi elde edemeyebiliyoruz.. Çocukların saf olduğunu da gözler önüne sermişler biraz.. "Orda bir balon var uzakta, o balon benim balonumdur" gibi olmuş bu hikaye.. 18/2/2006 - yorum {15} - yorum yazKendine iyi bak* * * Bu hikayeyi az önce Radyo 35'te dinledim.. Neredeyse ağlamaklı oldum... Ömer Köroğlu'nun programında istek bölümünde "yıllardır" okuduğu ve okumaya devam ettiği çok sevdiğim hikayelerden biri olduğu için, hem de az önce canlı canlı o güzel sesten bu hikayeyi dinlediğim için bu güzel hikayeyi sizlerle de paylaşmak istiyorum... ... “Kendine iyi bak” bir veda değil elveda cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
"Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."
"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…"
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler.
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kırıldım ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
"Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….
Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine İyi Bak.
"Kendine iyi bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler... ...
kaynak:"http://netyorum.com/"
5/2/2006 - yorum {25} - yorum yazYankıŞimdiki zamana uygun olduğunu düşündüğüm bir hikayede sıra...
...
Bir adam ve oğlu kırda yürüyüşe çıkmışlar. Çocuk bir engele takılıp düşmüş. Canı yanmış ve "AHHHHH!" diye bağırmış... Bir süre sonra, uzaktaki bir yamaçtan aynı "AHHHHH!" seslenişi duyulmuş ve çocuk şaşırmış... Bu sesin kimden geldiğini merak eden çocuk yamaca doğru bağırmış: "SEN DE KİMSİN?" Aldığı cevap "SEN DE KİMSİN?" olmuş... Çocuk aldığı cevaba kızmış ve "SEN BİR KORKAKSIN!" diye tekrar bağırmış... Yamaç, "SEN BİR KORKAKSIN!" diye cevap vermiş...
Çocuk babasına dönüp "BABA NE OLUYOR BÖYLE?" diye sormuş... "OĞLUM" demiş adam, "DİNLE VE ÖGREN!"... Yamaca dönüp "SANA HAYRANIM!" diye bağırmış... Gelen cevap "SANA HAYRANIM!" olmuş. Baba tekrar bağırmış: "SEN MUHTEŞEMSİN!". Gelen cevap: "SEN MUHTEŞEMSİN!"
Çocuk çok şaşırmış, ama ne olduğunu anlayamamış. Babası açıklama yapmış: "İnsanlar buna yankı derler ama aslında bu 'yaşamdır'. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir... Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır... Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediginde daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren... Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir. Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır..."
....
Gerçekten de öyle...
Sevdiğimiz kadar seviliriz...
Ne kadar iyilik yaparsak o kadar iyilik görmeyi hakederiz...
![]() 31/1/2006 - yorum {13} - yorum yaz
|
|