* * * Geçenlerde rastlaştığım "bir networkcunun hikayesi"ni paylaşmak isterim şimdi de... Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer misali kürkçü dükkanımı kapatmadığımdan mıdır nedir, buralardayım yine... Sanırım blogcu.com var olduğu sürece ben de körü körüne bağlandığım şu eski alışkanlığımdan pek vazgeçecek gibi görünmüyorum. Kimler geldi kimler geçti, kimler kaldı... Neler gördük ne yorumlar, ne forumlar, dile kolay üzerinden 3 sene geçmiş. "Biz neler içtik, neler yedik, bak hala burdayız!" Duman'ın şarkısındaki gibi... Çevrimdışı olup artık yazı eklemeyi bıraksam da ara sıra çiçekleri sulamaya geldiğim bir durak burası. Kaç kere elim "yazı ekle" kısmına gidip geri döndü bilmiyorum. Ben yine alıntı yaparak kendimi avutmaya çalışacağım, ne yapayım dungeon'un mizacı böyle... Kimse kusura bakmasın! Gülümsemek için ekstra bir neden aramayanlara gelsin bu yazı, benim gibi network işine girip de çıkamayanların en azından tebessüm edeceklerinden hiç şüphem yok doğrusu...
* * * 7 katlı bir apartmanın kapıcısıdır networkcu... Her gün katları tek tek dolaşıp herkese bir ihtiyacı olup olmadığını sorar, bir problemleri varsa yardımcı olur. Giriş katında rf bey, cat5 efendi ve fiber hanım otururlar. Networkcu bunların içinden en çok fiber hanımı sever, selvi boyludur böyle incecik. Her saç kılına canı fedadır networkcunun. İkinci katta Ethernet teyze, atm bey ve token ring oturur. Arasıra fddi, token ring'e yatıya gelir ama çok kalmaz bir iki günlüğüne... Üçüncü katta bir hatun vardır ki ip gibi böyle. Geceleri rüyalarına girer networkcunun. Üzerinden çıkacak her bite kurban olur networkcu, bu kattan ayrılmak istemez, gelen mektupları paketleri kendi elleriyle getirip bırakır bazen sokak kapısından buraya kadar ite kaka. Networkcu hayatın anlamını keşfetmiştir bu katta, bir de ipx diye cadoloz bir o kadar da işveli bir kadın vardır ama networkcu pek yüz vermez kendisine. Aklı hep o ip gibi hatundadır. Dördüncü katta tcp ile udp otururlar. İkisi de aslında bir taşımacılık şirketinde çalışıyor. Tcp çok güvenilir bir çocuk eli yüzü düzgün ama biraz ağır çalışıyormuş. Udp ise çok tez canlı ama arasıra taşıdığı paketleri düşürüp kırıyormuş bu yüzden tcp hep udp ile dalga geçer, barıştıran yine networkcu olurmuş. Bu kata ara sıra bir de rtp bey uğrarmış, çok önemli bir kişidir kendisi. Bazen networkcu apartmanda servise çıktığında hep önce kendisine servis yapılmasını ister ve gecikmeyi kesinlikle kabul etmezmiş. Bu dördüncü kat biraz problemlidir ama genç çocuklar tabi... Bir eve bu kadar da giren çıkan olması hoş karşılanmaz, özellikle apartmanın güvenliğini sağlayan kişiler tarafından. Yedinci kattaki çocuklarla bir yerden tanışmışlar mesela www, arabasının plakası 80'dir. Bir de telnet ve ftp var. Ftp'yi bir göreceksiniz böyle yemiş yemiş de çıkaramamış yediklerini. Sürekli alem yaparlar bir araya geldiklerinde. Ara sıra www ile telnet'i içeri sokmaz güvenlik de networkcu koşar yine yardımlarına... Beşinci ve altıncı kattakileri pek sevmez ama bazen uğramadan da edemez. Özellikle o katlardan gelen sesler arttığı zaman! H.323 vardır beşinci katta nece konuştuğu belli olmaz, kızdırır networkcuyu. İşte böyle bir adamdır networkcu...
Aslı'yı ilk gördüğüm gün başlıyor işin aslı Aslı birgün benim acizane kaptan şöförlüğünü yaptığım 56 şavrole taksiye biniyor ve "Karagümrük'e" diyor bana Karagümrük o dakika gönlümün başkenti, başımın tacı, ruhumun ilacı oluyor Delikanlıya yakışmaz, yolculuk boyunca en ufak bi rahatsızlık ya da edepsizlik etmiyorum Yalnız indiği evi, yolu, sokağı, kapıyı mıh gibi aklıma çakıyorum
"Oğlum" diyorum bizim şavroleye, "Bu kapıyı unutma, birgün ilk bu kapıda gelin arabası olacaksın!" Sorup soruşturup, bulup buluşturup en nihayetinde Aslı'yı istetiyorum Ama gel gelelim kızın üvey anası kızı bir türlü vermeye yanaşmıyor İkinci kez istetiyorum, bu kez üvey abi "Bizde taksici esnafına kız yok!" diyor Allah’ın hakkı üçtür, "Anam seni de yorduk ama hadi son bir kez daha iste" diyorum Kapı anamın yüzüne bir kez daha kapanıyor, "Oğlum bu işin aslı yok" diyor Bakkalın çırağı Osman’ın eline bir mektup sıkıştırıp Aslı'ya gönderiyorum "Kaçar mısın benimle?" diyorum "Kaçarım" diye cevap yazıyor Mübarek Cuma gecesine anlaşıyoruz Hani yalnız gitmeyeyim bizim Rıdvan'ı da çağırayım diyorum Rıdvan beline babadan kalma altıpakları takmış gelmiş "Oğlum Rıdvan bu ne?" diyorum, "Ne olur ne olmaz abi, sen sür" diyor Sürüyorum, açıl ey Karagümrük ben geliyorum
Karagümrük yanıyor polis beni arıyor Karagümrük yanıyor herkes benden biliyor Ben suçsuzum diyorum kimse beni duymuyor Bunu bir tek sevdiğim bir de Allah biliyor
Karagümrük yanıyor, polis beni arıyor Karagümrük yanıyor, herkes benden biliyor "Aslı" diyorum, "Aslı ne oluyor?" Ne oluyor demeye kalmadan polis kapıyı çalıyor Polis kapıyı çalıyor, polis içeri giriyor "Memur bey" diyorum "Kız reşit, kendi isteğiyle geldi" Memur bey "Tamam" diyor
"Kıza bişey dediğimiz yok ama Karagümrük yanıyor! Kızı kaçırmasına kaçırıyorsun da Karagümrük'ü niye yakıyorsun be evladım!" "Aslı bu ne diyor?" diyorum, Aslı hiç bişey demiyor Meğer bizim Aslı kaçarken telaşla yemeği ocakta unutmuş Yemek yanmış tutuşmuş, sonra perdeler tutuşmuş Sonra ev tutuşmuş, sonra Karagümrük tutuşmuş Veryansın etmiş bizim üvey kaynana sokaklarda "Taksici Ramazan kızı kaçırdı, mahalleyi de ateşe verdi" diye Nihayetinde attılar beni nezarete, tez vakit sonra mahkeme günü geldi Hakim aslıya sordu: "Kızım seni bu adam mı kaçırdı?" "Evet hakim bey" "Mahalleyi de bu adam mı yaktı?" "Ee evet hakim bey" Ne eveti Aslı, nikah kıymıyoruz Aslı ne eveti Meğer üvey anayla üvey abi baskı yapmışlar evde kıza "Evi de mahalleyi de Ramazan yaktı" diyeceksin diye 7 Yıl Bayrampaşa'da geçer geçmesine de, yalandan 7 yıl yatmak 70 yıl gibi gelir kanı deliye Birkaç güne kalmadı, koptu kafamın belkayışı Dedim ki kendi kendime
"Ben buradan kaçarım, gider bu kez harbiden Karagümrük'ü yakarım" Şimdi hepiniz merak ediyorsunuz di mi hakim bey yaptım mı yapmadım mı diye
Yaptım, Bayrampaşa'dan kaçtım Önce gidip üvey abisinin Balat'taki kahvesini Daha sonra da üvey annesinin yeni aldığı evi benzin döküp yaktım Şimdi hakim bey, cezam neyse çekerim, İçerde de iyi hali bozmam sizi temin ederim 7 yıl değil 70 yıl bile olsa paşa paşa yatarım Karagümrük'ü yakarım, sonra girer paşa paşa yatarım hakim bey Paşa paşa yatarım..
Karagümrük yanıyor polis beni arıyor Karagümrük yanıyor herkes benden biliyor Ben suçsuzum diyorum kimse beni duymuyor Bunu bir tek sevdiğim bir de Allah biliyor
Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı... Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı cevaplar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş. Dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş. Köy, kasaba, ülke dolaşmış bu arada zaman da durmuyor tabi ki. Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona "Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar. İstersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir." demişler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge "Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor." demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş. "Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin." Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış "Evet, kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?". Adam şaşkın bir şekilde şunu söylemiş: "Ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki.". Bunun üzerine bilge "Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel." demiş. Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü. Geri geldiğinde bilge, adama "Bahçe nasıldı?" diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş, "Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış." demiş ve eklemiş: "Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır... Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir.".......
...
Hayatımızı güzel yaşayabilmek bizim elimizde.. Bir çay kaşığı zeytinyağı uğruna hayattaki güzelliklerden mahrum kalmayalım ama öyle değil mi? Tek bir noktada takılıp kalmayalım.
Vay be ne konuştum ama di mi?..
Biraz da konuyu dağıtayım.. Ek olarak "Güzel bakan güzel görür." sözü var son zamanlarda dilime dolanan.. Daima yarım bardağımızın dolu tarafını görelim. Bakarken iyimser olalım. Olaylardan ve olanlardan dersimizi çıkaralım. Akıl akıldan üstün, bugünün işini yarına bırakmayalım...
Şimdi de bol smili içeren bir diyaloga geldi sıra:
* * *
Birisi: Nasılsın? Mutlu musun?
Öbürsü: Evet, mutluyum..
Birisi: İyi ne güzel, sorun yok o zaman.. Hehehee..
Öbürsü: Hihihii.. Aynen.
Birisi: Keh keh keh.. Sağol ciğerim.
Öbürsü: Birşey değil canım benim..
- bir süre sonra -
Birisi: Şöyle ve böyle olmalı.
Öbürsü: ?????
Birisi: Yani şöyle birşey var. Böyle böyle dedim ya ben. Zaten öyle olduğunu biliyorsun. Şöyle de bir durum var. Onun için durum böyle böyle.
Öbürsü: !!!!!!
Birisi: E hep ben konuştum sen hiç konuşmıycak mısın? Hı??
Öbürsü: Şey.. Yani.. Ne diyeyim?
- daha sonra -
Öbürsü: Eee şimdi ne olacak?
Birisi: Kızım bu kadar saf olunur mu?
Öbürsü: !!!!!!
...
Bal gibi de olunur vallahi.. Kal da gelebilir.. Bay da gelebilir.. Öğhh de.. Herşey gelebilir.. Ne dediğini anlamadım ben "birisi"nin.. Kaldı "öbürsü" tabii.. Son vuruş da iyi bu diyalogda.. Bakar bakar tebessüm ederim ben burdan.. Hatta odamın duvarına da asayım ben bunu... :o)
Son olarak benden bir öğüt... Ne haddime öğüt vermek ama gene de öğütleyeceğim.. Hadi rica olsun madem.. Masumane, naçizane bir öneri.. Hatıra defterlerinden kalma bir laf sevgiye dayalı.. Hani S harfini birleştirip yazabilirdik ya bu işte:
"Seni seveni sen de sev."...
Sözü ziyadesiyle uzatmış durumdayım.. Bugünlük de bana ayrılan sürenin sonuna gelmiş bulunuyorum.. Bir dahaki sefere başka maceralarda buluşmak dileğiyle hoşçakalın, en önemlisi mutlu kalın.. !!