Nerde kalmıştık? Efsane oyunumuz pac-man'e geldi sıra... Ama önce biraz laf kalabalığı yapalım. Biliyorsunuz ben kuru kuruya yazı eklemeyi sevmeyen biriyimdir. Merak edip araştırdım bizim sarı kafa pac-man'imiz ilk defa 80'lerde パックマン,Pakku man adıyla Namco limited şirketi tarafından geliştirilmiş bir made in japan klasiği imiş. "Japonlar yapıyor abi" ne de olsa... 80'lerin sonunda 90'ların başında çocuktuk o zamanlar, Susam Sokağı devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçmiş. Yine de Pac-man'i televizyona bağlanan atariler dahil bilgisayar ortamında da çok kereler oynamış birisi olarak her zaman saygıyla anmaktayızdır. Zaman içerisinde ms-dos ortamından çıkıp flash oyun haline getirilen pacman'imizi biz böyle de sevdik, bağrımıza bastık. Birilerine garip gelecek belki ama benim bir dönemime damgasını vurmuştur kendisi. Nasıl uzun uzun anlatmayayım, aslında tam da blogumun ihtiyacı olan şey, işte bu... (sene bin dokuz yüz neyse) Farklı karakterde türlü renklerde pek çok hayalet peşindeyken adeta yaşam mücadelesi veren bir yaratık, sürekli şekilde kendisini takip eden bu elemanları zaman zaman feyk vererek kandırabiliyor üstelik. Eline bir geçirirse affetmiyor, hatta yakalarsa afiyetle yiyor onları bir güzel. (-afiyet olsun!) Yedikçe topladığı puanlar katlanıyor, belli mi olur belki eve götürüyor onları, süper kahraman eğlenceli kişilik. Arada ortaya kiraz, muz, fıstık türü koyuyorlar onları da geçerken alıyor... Önüne gelen ne varsa bir kırıntı bile bırakmadan silip süpüren bu aç insan formatının en eski versiyonlarını tavsiye etsem de Pac-man felsefesini flash versiyonuyla yaşamak için linkini de verelim tam olsun:
* * * Geçenlerde rastlaştığım "bir networkcunun hikayesi"ni paylaşmak isterim şimdi de... Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer misali kürkçü dükkanımı kapatmadığımdan mıdır nedir, buralardayım yine... Sanırım blogcu.com var olduğu sürece ben de körü körüne bağlandığım şu eski alışkanlığımdan pek vazgeçecek gibi görünmüyorum. Kimler geldi kimler geçti, kimler kaldı... Neler gördük ne yorumlar, ne forumlar, dile kolay üzerinden 3 sene geçmiş. "Biz neler içtik, neler yedik, bak hala burdayız!" Duman'ın şarkısındaki gibi... Çevrimdışı olup artık yazı eklemeyi bıraksam da ara sıra çiçekleri sulamaya geldiğim bir durak burası. Kaç kere elim "yazı ekle" kısmına gidip geri döndü bilmiyorum. Ben yine alıntı yaparak kendimi avutmaya çalışacağım, ne yapayım dungeon'un mizacı böyle... Kimse kusura bakmasın! Gülümsemek için ekstra bir neden aramayanlara gelsin bu yazı, benim gibi network işine girip de çıkamayanların en azından tebessüm edeceklerinden hiç şüphem yok doğrusu...
* * * 7 katlı bir apartmanın kapıcısıdır networkcu... Her gün katları tek tek dolaşıp herkese bir ihtiyacı olup olmadığını sorar, bir problemleri varsa yardımcı olur. Giriş katında rf bey, cat5 efendi ve fiber hanım otururlar. Networkcu bunların içinden en çok fiber hanımı sever, selvi boyludur böyle incecik. Her saç kılına canı fedadır networkcunun. İkinci katta Ethernet teyze, atm bey ve token ring oturur. Arasıra fddi, token ring'e yatıya gelir ama çok kalmaz bir iki günlüğüne... Üçüncü katta bir hatun vardır ki ip gibi böyle. Geceleri rüyalarına girer networkcunun. Üzerinden çıkacak her bite kurban olur networkcu, bu kattan ayrılmak istemez, gelen mektupları paketleri kendi elleriyle getirip bırakır bazen sokak kapısından buraya kadar ite kaka. Networkcu hayatın anlamını keşfetmiştir bu katta, bir de ipx diye cadoloz bir o kadar da işveli bir kadın vardır ama networkcu pek yüz vermez kendisine. Aklı hep o ip gibi hatundadır. Dördüncü katta tcp ile udp otururlar. İkisi de aslında bir taşımacılık şirketinde çalışıyor. Tcp çok güvenilir bir çocuk eli yüzü düzgün ama biraz ağır çalışıyormuş. Udp ise çok tez canlı ama arasıra taşıdığı paketleri düşürüp kırıyormuş bu yüzden tcp hep udp ile dalga geçer, barıştıran yine networkcu olurmuş. Bu kata ara sıra bir de rtp bey uğrarmış, çok önemli bir kişidir kendisi. Bazen networkcu apartmanda servise çıktığında hep önce kendisine servis yapılmasını ister ve gecikmeyi kesinlikle kabul etmezmiş. Bu dördüncü kat biraz problemlidir ama genç çocuklar tabi... Bir eve bu kadar da giren çıkan olması hoş karşılanmaz, özellikle apartmanın güvenliğini sağlayan kişiler tarafından. Yedinci kattaki çocuklarla bir yerden tanışmışlar mesela www, arabasının plakası 80'dir. Bir de telnet ve ftp var. Ftp'yi bir göreceksiniz böyle yemiş yemiş de çıkaramamış yediklerini. Sürekli alem yaparlar bir araya geldiklerinde. Ara sıra www ile telnet'i içeri sokmaz güvenlik de networkcu koşar yine yardımlarına... Beşinci ve altıncı kattakileri pek sevmez ama bazen uğramadan da edemez. Özellikle o katlardan gelen sesler arttığı zaman! H.323 vardır beşinci katta nece konuştuğu belli olmaz, kızdırır networkcuyu. İşte böyle bir adamdır networkcu...
Bak benden arta kalan Biraz kül biraz duman Ne kadar istesem de Ben seni arayamam... Ruhum rüyaya dalmış Dünya uzak, gerçek yavan Sanki bir yok bir de varmış Ben seni arayamam...
Keşke yanımda olsaydın... Kolay olurdu o zaman Ben sussam sen anlatsaydın Yorulunca uyusaydın Kolay mı sanıyorsun? Kolaysa yan o zaman... Yağmurum ol in üstüme Ben böyle yaşayamam... Halimi görüyorsun Bir şeyler yap o zaman... Sebebim var biliyorsun Ben seni arayamam... Söz - Müzik: Kutlu Özmakinacı Düzenleme: Yüksek Sadakat ...